Bursa
Çok Bulutlu
21.6°
tiviPORT
ADEM KILIÇ
ADEM KILIÇ

ABD-İRAN MUTABAKATININ AYRINTILARI VE KRİZİN GELECEĞİ

2026.06.17 23:49 Son Güncellenme: 2026.06.18 08:58

İran'ın nükleer programı etrafında başlayan ABD-İSrail-İran savaşı, sonuçları itibari ile artık yeni dünya düzenine dair mesajlar veren bir sürece evrildi.

Süreç, bölgesel güç dengelerinin yeniden şekillendiği, caydırıcılık doktrinlerinin test edildiği ve uluslararası sistemin temel güvenlik mimarisinin sorgulandığı çok katmanlı bir mücadele olarak yeni bir gerçeklik yarattı.

Bu nedenle ABD ile İran arasında imzalanması öngörülen 14 maddelik mutabakat muhtırası, ilk bakışta kapsamlı bir diplomatik çerçeve sunuyor olsa da, daha büyük bir önem atfediyor ve taraflar arasındaki temel stratejik çelişkileri ortadan kaldırmıyor.

Hatta aksine, birçok başlıkta çözülemeyen sorunları ileri bir tarihe erteleyen bir geçiş mekanizması niteliği taşıyor.

Mutabakatın ilk maddesi, Lübnan dahil tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak durdurulmasını, tarafların birbirlerine karşı güç kullanmamasını ve savaş başlatmamasını öngörüyor. Bunun yanında ikinci madde karşılıklı egemenlik ve toprak bütünlüğüne saygıyı, iç işlerine müdahale etmeme ilkesini kabul ediyor.

Ancak sorun tam da burada başlıyor.

Çünkü son kırk yılın İran-ABD ilişkileri incelendiğinde, taraflar arasındaki krizlerin temelinde doğrudan savaşlardan çok vekalet savaşları, bölgesel nüfuz mücadeleleri ve karşılıklı güven eksikliği bulunuyor.

Dolayısıyla kağıt üzerinde savaşın sona erdiğinin ilan edilmesi ile sahada çatışma dinamiklerinin ortadan kalkması aynı şey değil.

Üstelik mutabakatın üçüncü maddesinde öngörülen en fazla 60 günlük müzakere süresi, yüz günü aşan savaşın ve onlarca yıllık güvenlik krizinin çözümü için oldukça kısa görünüyor.

Nükleer program belirsizliği

Mutabakatın en kritik başlığı sekizinci maddede yer alıyor.

Bu maddeye göre İran bir kez daha nükleer silah üretmeyeceğini ve edinmeyeceğini teyit ediyor. Taraflar ayrıca zenginleştirilmiş uranyum stoklarının, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı gözetiminde ve karşılıklı mutabakatla oluşturulacak bir mekanizma çerçevesinde yerinde seyreltilmesi seçeneğini kabul ediyor.

İlk bakışta bu düzenleme önemli bir ilerleme gibi görünse de esas sorun İran'ın nükleer silah üretip üretmediği değil, tarafların birbirlerine güvenmemesi.

Washington uzun yıllardır İran'ın nükleer altyapısının kalıcı biçimde sınırlandırılmasını talep ederken, İran ise bunu ulusal güvenliğinin temel unsurlarından biri olarak görüyor.

Tahran açısından mesele teknik değil stratejik.

İran yönetimi, Libya'nın nükleer programını sonlandırdıktan sonra yaşadığı süreci ve Irak'ın kitle imha silahları gerekçesiyle işgale uğramasını örnek göstererek, güvenlik garantilerinin yalnızca siyasi taahhütlere bırakılmasını riskli buluyor.

Bu nedenle sekizinci maddede yer alan "nükleer silah üretmeme" taahhüdü ile yedinci maddede yer alan yaptırımların kaldırılması arasında doğrudan bir ilişki kurulmuş olsa da, İran açısından temel soru değişmiyor; bugün verilen güvenceler gelecekte de geçerli olacak mı?

Nitekim 2015 tarihli nükleer anlaşmanın ABD tarafından tek taraflı biçimde terk edilmiş olması, İran'ın güven sorununun merkezinde yer alıyor.

Zenginleştirilmiş uranyum belirsizliği

Mutabakatın sekizinci maddesi aynı zamanda zenginleştirilmiş uranyum meselesinin müzakere yoluyla çözülmesini öngörüyor.

Ancak burada ciddi teknik ve stratejik problemler bulunuyor.

İran'ın elindeki yüksek oranda zenginleştirilmiş uranyum stoklarının önemli bölümünün derin ve korunaklı tesislerde bulunduğu değerlendiriliyor.

ABD açısından bu stokların tamamen ortadan kaldırılması son derece zor.

Bu nedenle Washington'un önündeki seçenekler, uranyumun yerinde seyreltilmesi veya uzun vadeli denetim mekanizmalarıyla kontrol altında tutulması arasında sıkışmış durumda.

Mutabakat metni de zaten tam tasfiye yerine kontrollü yönetim modeline işaret ediyor.

Bu durum, ABD'nin kamuoyuna sunduğu "nükleer tehdidin ortadan kaldırılması" söylemi ile sahadaki gerçeklik arasındaki farkı ortaya koyuyor.

Dolayısıyla teknik olarak çözüme kavuşmuş gibi görünen bu başlık, aslında gelecekte yeniden kriz üretebilecek potansiyelini koruyor.

Yaptırımlar ve ekonomik boyut

Mutabakatın en dikkat çekici maddelerinden biri ise yedinci madde.

Bu maddeye göre ABD, İran'a yönelik BM Güvenlik Konseyi kararlarından kaynaklanan yaptırımlar dahil olmak üzere tüm yaptırımların kaldırılması konusunda müzakere yürütmeyi kabul ediyor.

Bunun yanında onuncu madde İran petrolü, petrokimya ürünleri ve bunlara bağlı bankacılık, sigorta ve taşımacılık faaliyetleri için muafiyetler verilmesini öngörüyor.

On birinci madde ise İran'ın dondurulmuş fon ve varlıklarının serbest bırakılmasını içeriyor.

Fakat tam da bu noktada ABD iç siyaseti devreye giriyor.

İran'ın milyarlarca dolarlık varlıklarının kullanıma açılması, özellikle Kongre içerisindeki İran karşıtı çevreler ve İsrail yanlısı gruplar tarafından ciddi şekilde eleştiriliyor.

İsrail ise bu fonların serbest bırakılmasının İran'ın bölgesel kapasitesini artıracağını savunuyor.

Bu nedenle Trump yönetimi ya da gelecekte göreve gelecek herhangi bir Amerikan yönetimi açısından yaptırımların tamamen kaldırılması yalnızca diplomatik değil aynı zamanda ciddi bir iç siyasi maliyet anlamına geliyor.

Bu da mutabakatın ekonomik ayağını son derece kırılgan hale getiriyor.

Yeni dünya düzenine giden yolda en büyük örneklem Hürmüz Boğazı

Mutabakatın dördüncü ve beşinci maddeleri doğrudan Hürmüz Boğazı ve Körfez güvenliğini ilgilendiriyor.

ABD, deniz ablukasını kaldırmayı ve daha sonra bölgedeki askeri güçlerini çekmeyi taahhüt ediyor.

İran ise ticari gemilerin güvenli geçişini sağlamayı, mayın temizleme faaliyetleri yürütmeyi ve Hürmüz'ün gelecekteki yönetimi konusunda Umman ile görüşmelere başlamayı kabul ediyor.

Bu maddeler aslında mutabakatın en stratejik bölümlerini oluşturuyor.

Çünkü savaş boyunca İran'ın en güçlü kozlarından biri Hürmüz üzerindeki baskı kapasitesi oldu.

Küresel petrol ticaretinin önemli bölümünün geçtiği bu koridor üzerindeki risk, yalnızca ABD'yi değil Avrupa'yı, Çin'i ve küresel enerji piyasalarını da etkiliyor.

Bu nedenle Washington'un asıl amacı yalnızca nükleer dosyayı kapatmak değil, aynı zamanda Hürmüz kaynaklı stratejik baskıyı azaltmak.

Ancak İran da tam tersine Hürmüz'ün kendisine önemli bir caydırıcılık sağladığını görüyor.

Dolayısıyla mutabakatın uygulanması halinde bile tarafların Hürmüz üzerindeki uzun vadeli rekabetinin sona ermesi beklenmiyor.

Vekil gruplar

Mutabakatın ilk maddesi tüm cephelerde savaşın sona erdiğini ilan etse de sahadaki en büyük sorun vekil aktörler olmaya devam ediyor.

İran'ın bölgesel etki ağını oluşturan yapıların tamamının merkezi bir komuta altında hareket etmediği biliniyor.

Bu nedenle İran'ın herhangi bir taahhütte bulunması ile sahadaki tüm grupların aynı doğrultuda hareket etmesi arasında doğrudan bir ilişki kurmak mümkün değil.

Gazze'de Hamas'ın, Lübnan'da Hizbullah'ın ve diğer bölgelerdeki çeşitli yapıların son yıllarda ortaya koyduğu direnç, bölgesel dinamiklerin yalnızca İran desteğiyle açıklanamayacağını gösteriyor.

Bu nedenle vekil güçler meselesi, mutabakat metninde doğrudan çözülmeyen ancak gelecekte krizi yeniden üretebilecek başlıklardan biri olarak varlığını sürdürüyor.

Şımarık çocuk İsrail faktörü

Mutabakatın en zayıf halkası ise İsrail boyutu olarak görünüyor.

Metinde Lübnan'ın egemenliğinin korunmasına vurgu yapılmasına rağmen, İsrail'in güvenlik politikalarını sınırlandıran açık bir mekanizma bulunmuyor.

Nitekim ABD'li yetkililerin son açıklamaları da İsrail'in Hizbullah'a karşı askeri operasyon yürütme hakkını saklı tuttuğunu ortaya koyuyor.

Bu durumda temel soru şu:

Sahada yüz günden fazla süredir çözülemeyen sorunlar, 60 günlük müzakere sürecinde nasıl çözülecek?

Daha da önemlisi, İsrail'in Lübnan veya başka bir cephede yeni operasyonlar gerçekleştirmesi halinde mutabakatın ilk maddesinde öngörülen "kalıcı ateşkes" nasıl korunacak?

Bu soruların henüz net cevapları bulunamadı ve bulunacak gibi görünmüyor.

Uygulama mekanizması

Mutabakatın on ikinci maddesi, anlaşmanın uygulanmasını denetleyecek ortak bir mekanizma kurulmasını öngörüyor.

On dördüncü madde ise nihai anlaşmanın BM Güvenlik Konseyi kararıyla onaylanacağını belirtiyor.

Teorik olarak bu hükümler anlaşmaya uluslararası meşruiyet kazandırıyor.

Ancak geçmiş deneyimler, uluslararası garantilerin tek başına yeterli olmadığını gösteriyor.

2015 anlaşmasının akıbeti bunun en açık örneği.

Dolayısıyla sorun yalnızca bir uygulama mekanizması kurmak değil, tarafların gelecekte de bu mekanizmaya bağlı kalmasını sağlayabilmek.

Sonuç

Genel tabloya bakıldığında, 14 maddelik mutabakat taslağı taraflar arasındaki temel kriz başlıklarını çözmekten çok yönetilebilir hale getirmeyi amaçlıyor.

Nükleer program konusunda tam tasfiye yerine denetim modeli, yaptırımlar konusunda tam kaldırma yerine aşamalı süreç, Hürmüz konusunda kalıcı çözüm yerine geçici normalleşme ve bölgesel çatışmalar konusunda kesin sonuç yerine ateşkes mantığı öne çıkıyor.

Bu nedenle mutabakat, kısa vadede çatışma riskini azaltabilecek bir diplomatik çerçeve sunsa da taraflar arasındaki yapısal güvenlik sorunlarını ortadan kaldırmıyor.

İran, coğrafi konumu, enerji koridorları üzerindeki etkisi ve asimetrik kapasitesi sayesinde baskı altında dahi stratejik ağırlığını koruyor.

ABD ise askeri üstünlüğüne rağmen hem iç siyasi kısıtlamalar hem de bölgesel ortaklarının farklı öncelikleri nedeniyle mutlak bir dayatma kapasitesine sahip görünmüyor.

Ortaya çıkan denge, taraflardan birinin kesin zaferinden çok karşılıklı maliyet yönetimine dayanıyor.

Bu nedenle imzalanacak ön mutabakat, çatışmayı tamamen sona erdirmekten ziyade yeni bir müzakere döneminin kapısından öteye geçemiyecek bir potansiyel taşıyor.

Nükleer dosya, yaptırımlar, Hürmüz Boğazı, İsrail faktörü ve vekil güçler gibi temel başlıklarda kalıcı ve karşılıklı güvene dayalı çözümler üretilmediği sürece, nihai anlaşmanın sürdürülebilirliği konusunda ciddi soru işaretleri varlığını koruyacak ve görünen o ki; ortaya konulan 60 günlük süreç sadece kaosun ertelenmesinden öteye geçemeyecek.

Adem KILIÇ

Siyaset Bilimci/Yazar

*Anlaşmanın maddeleri:

1) İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri ve mevcut savaştaki müttefikleri, bu mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla birlikte Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerde askeri operasyonların derhal ve kalıcı olarak sona erdiğini ilan eder; bundan böyle birbirlerine karşı hiçbir savaş veya askeri operasyon başlatmamayı, birbirlerine karşı güç kullanma tehdidinde bulunmamayı veya güç kullanmamayı ve Lübnan'ın egemenliği ile toprak bütünlüğünü güvence altına almayı taahhüt ederler. Nihai anlaşma, Lübnan dahil olmak üzere tüm cephelerde savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesini ve bu maddenin diğer hükümlerini teyit edecektir. ▪

2) İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri, birbirlerinin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermeyi ve birbirlerinin iç işlerine müdahale etmemeyi taahhüt eder.

3) İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri, tarafların karşılıklı rızasıyla uzatılabilecek en fazla 60 günlük süre içinde müzakereler yürütmeyi ve nihai bir anlaşmaya varmayı taahhüt eder.

4) Bu mutabakat muhtırasının imzalanmasının hemen ardından Amerika Birleşik Devletleri deniz ablukasını ve İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik her türlü engelleme veya tacizi kaldırmaya başlayacak ve 30 gün içinde ablukayı tamamen sona erdirecektir. Bu süre boyunca gemi trafiği, İran İslam Cumhuriyeti tarafından sağlanan savaş öncesi trafik hacmiyle orantılı olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri ayrıca nihai anlaşmadan sonraki 30 gün içinde askeri güçlerini İran İslam Cumhuriyeti'nin çevresindeki bölgeden çekmeyi taahhüt eder.

5) Bu mutabakat muhtırasının imzalanmasıyla birlikte İran İslam Cumhuriyeti, ticari gemilerin Basra Körfezi ile Umman Denizi arasında karşılıklı olarak güvenli geçişini sağlamak için azami çabayı gösterecek ve bu geçişler ilk 60 gün boyunca ücretsiz olacaktır. Ticari gemi trafiği derhal başlayacak, teknik ve askeri engellerin kaldırılması ile İran tarafından yapılacak mayın temizleme faaliyetleri dikkate alınarak en geç 30 gün içinde tam olarak sağlanacaktır. İran İslam Cumhuriyeti ile Umman Sultanlığı, Hürmüz Boğazı'nın gelecekteki yönetimi ve denizcilik hizmetlerinin, uygulanabilir uluslararası hukuk ve kıyı devletlerinin egemenlik hakları çerçevesinde belirlenmesi için görüşmeler yürütecek; ayrıca Körfez'in diğer kıyı devletleriyle de istişarelerde bulunacaktır.

6) Amerika Birleşik Devletleri, bölgesel ortaklarıyla birlikte, tarafların üzerinde uzlaştığı ve en az 300 milyar dolar finansman içeren bir yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma programı oluşturmayı taahhüt eder. Bu programın uygulama mekanizması, nihai anlaşmanın bir parçası olarak 60 gün içinde kesinleştirilecektir. İlgili mali işlemler için gerekli tüm onaylar, muafiyetler ve izinler Amerika Birleşik Devletleri tarafından sağlanacaktır.

7) Amerika Birleşik Devletleri, İran İslam Cumhuriyeti'ne yönelik tüm yaptırımları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarını, Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı Yönetim Kurulu kararlarını ve birincil ile ikincil tüm tek taraflı ABD yaptırımlarını, nihai anlaşmanın bir parçası olarak üzerinde uzlaşılacak bir takvim doğrultusunda kaldırmayı taahhüt eder. Taraflar, yaptırımların kaldırılması konusunun temel önem taşıdığını kabul etmekte ve bu konuda karşılıklı bir uzlaşıya varmak amacıyla müzakerelerde öncelikli olarak ele alınacağını beyan etmektedir.

8) İran İslam Cumhuriyeti, nükleer silah üretmeyeceğini veya edinmeyeceğini bir kez daha teyit eder. Taraflar, zenginleştirilmiş nükleer malzemenin durumunun, taraflarca mutabık kalınacak bir mekanizma ve 7. maddede belirtilen takvim çerçevesinde, en azından yerinde seyreltilme yöntemiyle ve Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu gözetiminde çözüme kavuşturulması konusunda anlaşmıştır. Taraflar ayrıca zenginleştirme konusu ve İran'ın nükleer ihtiyaçlarıyla ilgili diğer mutabık kalınmış meseleleri, nihai anlaşmada yer alacak tatmin edici bir çerçeve temelinde görüşmeyi kabul etmektedir. Nihai anlaşma bu maddenin hükümlerini teyit edecektir. Taraflar, nükleer konuların temel önem taşıdığını kabul etmekte ve bunları müzakerelerde öncelikli olarak ele alma niyetlerini ifade etmektedir.

9) İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri, nihai anlaşmaya kadar mevcut durumun korunması konusunda anlaşmıştır. Buna göre İran nükleer programındaki mevcut durumu koruyacak, Amerika Birleşik Devletleri ise İran'a yeni yaptırımlar uygulamayacak ve bölgeye ilave askeri güç konuşlandırmayacaktır.

10) Amerika Birleşik Devletleri, bu mutabakat muhtırasının imzalanmasının hemen ardından ve yaptırımlar kaldırılıncaya kadar, İran ham petrolü, petrokimya ürünleri ve türevlerinin ihracatı ile bunlarla ilgili bankacılık, sigorta, taşımacılık ve benzeri tüm hizmetler için Hazine Bakanlığı muafiyetlerini yayımlamayı taahhüt eder.

11) Amerika Birleşik Devletleri, bu mutabakat muhtırasının uygulanmasıyla birlikte İran İslam Cumhuriyeti'ne ait kısıtlanmış veya dondurulmuş fon ve varlıkların tamamen kullanıma açılmasını taahhüt eder. Taraflar, bu fonların serbest bırakılmasına ilişkin prosedürü müzakereler sırasında ikili olarak kararlaştıracaktır. Bu fonlar, ister ana hesapta tutulsun ister transfer edilmiş olsun, İran Merkez Bankası tarafından belirlenen nihai yararlanıcılara ödeme yapılabilmesi için tamamen kullanılabilir durumda olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri bu konuda gerekli tüm onay ve izinleri vermeyi taahhüt eder.

12) İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri, bu mutabakat muhtırasının başarılı şekilde uygulanmasını ve nihai anlaşmaya gelecekte de uyulmasını denetleyecek bir uygulama mekanizması kurulması konusunda anlaşmıştır.

13) Bu mutabakat muhtırasının imzalanmasının ardından ve 1, 4, 5, 10 ve 11. maddelerin uygulanmaya başlanması ve bu uygulamanın sürdürülmesi şartıyla, İran İslam Cumhuriyeti ile Amerika Birleşik Devletleri kalan maddeler hakkında nihai anlaşma müzakerelerine başlayacaktır.

14) Nihai anlaşma, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı bir kararıyla onaylanacaktır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI