2026.06.28 10:40 Son Güncellenme: 2026.06.28 11:36
Hafızamda kalan anılarımdan biridir.
Katıldığım bir tartışma programında, ismini de vereyim Mehmet Tezkan, AK Parti'nin Abdullah Güllü, Ali Babacanlı, Bülent Arınçlı, Hüseyin Çelikli döneminden bahsederken övgüyle söz etmesine dayanamamış, "Sizin çok övdüğünüz dönemde bu ülkenin vatanseverleri kumpaslarla kan kusuyordu. Hangi olumlu dönemden bahsediyorsunuz siz" demiştim.
Aslında günümüzün özeti gibi geliyor bu benzetme.
AK Parti'nin o zaman adı cemaat olan Fetullahçı terör ve ajan örgütü ve saydığım isimlerle ittifakı döneminde uyguladığı politikalar Batı'ya uyumluydu. Uyumlu olduğu kadar da, Batı'nın işgallerle, sömürmeyle kazandığı uyumlu politikaları nedeniyle Türkiye'ye akıttığı paralardan dolayı iç piyasada refah(!) söz konusu olmuştu. Ama güvenlik anlamında riskler artmıştı. Batılıların gerçek müttefikleri, daha doğrusu aparatları Fetullahçı çete giderek etkili bir güç haline gelmişti. PKK alan hakimiyeti kazanmış, şehirlerimize göz dikmişti.
Ne zaman ki, Fetullahçı çete, daha doğrusu ajan ve terör örgütlenmesi Recep Tayyip Erdoğan'a da, efendilerinden aldığı talimatla saldırmasıyla her şey değişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Davos ile başlayan sonrasında da devam eden AK Parti'yi emperyalist-siyonist ittifakının uzantılarından arındırma süreci, Türkiye'de belli dönüşümleri beraberinde getirdi.
Emperyalist-Siyonist kampın yıllarca beslediği iç yapılanmalarla etkili mücadele başladı, terörle mücadelede başarı elde edildi. Ekonomide bağımlılık ilişkileri kırıldı, milli ve yerli üretim merkezli politikalar öne çıktı. Cumhur İttifakıyla beraber de Türkiye/Türk Yüzyılına giden sürecin taşları döşenmeye başlandı. Bazı sıkıntılar yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor. En hassas denge olan güvenlik-özgürlük dengesinin kurulması ve sağlıklı sürdürülmesi kolay olmadı. Hele de 15 Temmuz gibi bir darbe-işgal saldırısı ve sonrasında oluşan psikoloji nedeniyle... Hendek-barikat terörü dönemi de benzer... Kolay süreçler değildi. Bu dengeyle bağlantılı olarak halen güvenlik-özgürlük dengesinde güvenlik perspektifi öne çıkmakta. Peki dünyada farklı mı? Ülkelerin savaşa tutuştuğu, Batı ile Doğu, hatta Batı içindeki ayrılımların arasındaki çizginin giderek keskinleştiği bir dönemde Türkiye'de yaşanan gelişmelere şaşırabilir miyiz?
Bugün "özgürlük" çığırtkanlığı yapan bazılarının, Irak'ın işgaline, ABD'nin İsrail merkezli Ortadoğu politikalarına kesintisiz destek vermesine, AB uğruna KKTC'yi feda etmeye hazır kesimlerin varlığı olmasaydı, Türkiye'nin vatanseverleri bu kadar bilenir veya tedbirli olur muydu? Olmazdı.
Örneğin Hasan Cemal gibilerin Irak işgal sürecinde Türkiye'nin ABD'nin safında Irak cehennemine girmesini savunurken kullandığı sinsi dil gençler tarafından bilinmese de bizlerin hafızalarında. Örneğin dönemin CHP lideri Deniz Baykal'ın "Türkiye, Irak'ın kuzeyine ABD'den bağımsız olarak kendini savunmak için girsin. ABD'nin girişine izin vermesin" sözlerini 5 Şubat 2003'te şöyle değerlendirmişti(!): "Eğer Baykal'ın istediği gibi Amerika'ya Kuzey cephesi için izin verilmezse, Saddam sonrası kurulacak 'Irak masası'nda Türkiye'nin yeri ne olur? İyi bir yer mi, kıytırık bir yer mi? Kıytırık!"
Türkiye'nin milli politikalarını bile "kıytırık" olarak niteleyen zihniyet, ABD Irak'a girince fincancı dükkanına giren filler gibi her değere saldırmış, sonrasında Türkiye'nin Batı merkezli dizaynı için çabalamıştı. Sonrasındaki yıllarda ABD'ye karşı çıkan Recep Tayyip Erdoğan da olsa, asker de olsa, Milliyetçi-Ülkücü de olsa, Atatürkçü de olsa, Muhafazakar da olsa kendilerinin belirlediği zaman gelince hedefe oturtulmuştu. Hasan Cemal ve benzerlerinin kumpaslara destek verdiğini de unutmayalım.
Onların savunduğu Batı emperyalizmi işgal ettikçe, sömürdükçe, saldırdıkça bugünkü dünya ortaya çıktı. Bir tarafta emperyalizm-siyonizm ve işbirlikçileri, diğer tarafta insanlık.
Kusura bakmasınlar ama bu duruma sizin savunduğunuz "Tarihin Sonu" teziyle geldik.
Siz ona iman ettiniz. Yani Emperyalizmin, dolayısıyla Siyonizmin artık kadiri mutlak olduğuna.
Biz ve bizim gibi milyarlar ise vatanın önemine...
İşte kırılma o zaman oldu.
Gramsci'nin "Eski dünya ölüyor, yenisi bir türlü doğamıyor; işte bu alacakaranlıkta canavarlar zamanı başlıyor" sözüne atıf çok yapılıyor. Ama sancılı da olsa yeni dünya kurulacak.
Türkiye de oradaki yerini güçlü bir şekilde alacak.
O canavarları ortaya çıkaran, geçmişin Batı muhipleriydi ve şimdi onlar kaybettikleri konfora üzülüyor, insanlara/insanlığa değil.
İnsana değer verselerdi, Irak'taki, Afganistan'daki, Filistin'deki ve dünyanın her hangi bir yerindeki emperyalist zalimlerin ezdiği, sömürdüğü, yok ettiği masumlara üzülürlerdi.
Umurlarında olmadı.
Kendileri etti, kendileri buldu.
Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu'nun hamleleri arka arkaya geliyor.Özgür Özel, Batı emperyalizminin yayın o...
ABD Başkanı Donald Trump'ın ve ekibindeki bazı isimlerin İsrail'e mesafeli durduğu, hatta Beyaz Saray'ın patronunu...
Milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusu yıllardır konuşulur. Ama gündemdeki mevzunun Türkiye g...
ABD ile İran arasında imzalanan mutabakatın zorlu, kırılgan ve bir o kadar da İsrail-derin ABD provokasyonlarına a...
Bakmayın siz bizdeki Avrupa Birliği sevdalılarına...Avrupa Birliği, bundan 105 yıl önce Polatlı ve Haymana ...