2026.07.24 13:37 Son Güncellenme: 2026.07.24 13:37
Gençler hatırlamayabilir. Karen Fogg isimli bir Avrupa Birliği Temsilcisi vardı. Fogg, Türkiye'de Avrupa Birliği rüzgarları estiği dönemde, perde arkasında Türkiye Cumhuriyeti'nin milli devletini imha için Türk vatandaşı olan kişilerden bir gizli şebeke oluşturmuştu.
Yılların Ankara gazetecisi, diplomasi ve savunma yazarı çok değerli merhum Mehmet Ali Kışlalı'nın Karen Fogg için koyduğu teşhis şuydu:
"Diplomatik olayları izlemeye 1958'de başladım. Bugüne kadar da ilgimi sürdürdüm. Ama meslek hayatımda, Karen Fogg gibi, bulunduğu ülkede adeta kışkırtıcı ajan gibi çalışan ve bunun için gizlice örgütlenen bir diplomata rastlamadım." (Radikal, 9 Mayıs 2002)
Liderlik yaptığı şebekeye Türkiye ve KKTC aleyhine olacak eylemler için talimatlar gönderiyordu. Örneğin Rauf Denktaş'a düşmandı. Daha sonra Kaynak Yayınları'ndan çıkan "Karen Fogg'un e-postalları" kitabında ortaya konulduğu üzere 26 Şubat 2001'de kendi takımından bir gazeteciye e - postayla şu talimatı vermişti:
"Bana göre bundan sonra izlenecek yol, Kuzey Kıbrıs'ta, Türklerin sesi olan Denktaş'ın itibarını azaltmak ve onun Ankara'daki hiyerarşi ile askeri temsil ettiğini AB'ye göstermektir."
Bu ekibi sıklıkla "Kör Agop'un Kumkapı'daki meyhanesine" davet ettiği için, adları "Kör Agop Çetesi"ne çıkmıştı.
Karen Fogg'un "Kör Agop Çetesi"ne verdiği çok sayıda talimattan biri de "Türk tarihinin hakkından gelmek"ti. Fogg, dönemin AB Komisyonu üyesi Adrian van der Meer'e gönderdiği, 3 Aralık 2001 tarihli e-postada, AB ve ABD'nin «Türkiye'ye kendi tarihinin hakkından gelmede" yardımcı olamadığını yazmıştı.
Bir milletin tarihini imha etmeye çalışmak, o milletin devletini de hedef almakla birlikte olur. Çünkü milli devlet hem tarihi hem sınırları hem de bütünlüğü için direnir. Tarihin tunç yasalarından biridir bu kural. Tarihin hakkından gelmeye çalışanlar "tarihsiz bir devletle devam edelim" diye bunu yapmadılar. Türk tarihini, Türk devletini yok etmek için hedef aldılar.
Bu operasyonun başlıkları içinde de milletin devlete inancını yok etmek de vardı. Çünkü devletine inanan, güvenen milletler sahip oldukları devletin zarar görmemesi için bütün benliklerini ortaya koyar, direnir. Devletlerin de en güçlü savunma mekanizmaları milletlerinin ona gösterdiği sahiplenme kudretidir. Milletin inancını kırdığınız anda, tarihlerinin de devletlerinin de hakkından gelirsiniz.
İşte AHBAP çavuş ilişkileri gündeme geldiğinde aklıma gelen gerçeklik buydu. Türkiye Cumhuriyeti'ni savunma, devleti milletinin gözünde güvenilir olmaktan çıkarma operasyonunun kod adıydı. Şimdi bakmayın Haluk Levent'e çamur atan bazılarına... Hepsi bu operasyonun içindeydi. Hem de Fetullahçı teröristlerle birlikte yaptılar bu operasyonu. Emre Uslu denen firari teröristin 6 Şubat depremlerinden sadece bir gün sonra 7 Şubat'ta X hesabından yaptığı "Ortada devlet mevlet yok, bir tek Haluk Levent'in ahbapları var" paylaşımı işaret fişeği gibiydi. Bir anda ortalığa doluşanlar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurumlarını yıpratma yarışına girdiler. Kızılay ve AFAD başta olmak üzere tüm devlet kurumları hedef alındı. Oysa o devlet o sırada bu saldırılara karşı koymaya odaklanmak yerine enkaz altındaki vatandaşlarını kurtarma, kamu güvenliğini sağlama, acıları paylaşma, onarım için hazırlarlar yapma ve daha birçok icraatla uğraşıyordu. Köpeksiz köyde değneksiz gezdiklerini sandılar. Saldırdıkça saldırdılar...
Yılların Emniyet Müdürü, eski Ankara TEM Şube Müdürü Osman Kaya diyor ki;
"Yakaladıkları her fırsatı, kullanabildikleri her kişiyi, aracı, istismar edebildikleri her meseleyi aziz Türk Milleti'ne, varlığına, değerlerine ve kutlu devletine karşı örgütlü, planlı ve iradi olarak silaha, şiddete; kötülüğe dönüştürüyorlar. Başka bir şey değil. Lakin, tam bir manevra/kıvırma ustaları. Kötücül amaçlarına ulaşmak için oluşturdukları stratejinin bir parçası."
Osman Kaya, meselenin en ağır, korkunç, dramatik yanının, geçmişte de benzer suçlar işlediği ortaya çıkan Haluk Levent profilini devlete karşı silah olarak kullanmaları olduğunu vurguluyor.
Özetle Osman Kaya, meselesinin sadece bir dolandırıcılık vakası değil, millete, devlete karşı bilinçli, örgütlü kötülük olduğunun altını çiziyor.
Evet organize bir kötülüktü yaşadığımız.
Birileri "Bunda bile istihbarat işi arıyorsunuz" diye tepki gösterebilir.
Evet arıyoruz. Çünkü bu tür organizasyonlarla elimizden geldiğince mücadele ede ede yapılanmayı öğrendik. Organizasyonun tepedeki isimleri tabanla bağlantılı olmamakla beraber çarkı şu şekilde döndürürler. Kullanışlı aparatlar ararlar. Her alanda... Bu bir katil olabilir, dolandırıcı olabilir, organize suç örgütü lideri olabilir vb. Sonra aracılar aracılığıyla onların yolu açılır. Bu kişiler tepe organizasyonu bilmez. Kimisi vatan kurtardığını sanır, kimisi de ya dolandırıcılık ya da organize suç üzerinden alacağı paraya bakar. Ama yukarıda "devlete güveni sarsın" talimatının sahaya nasıl yansıdığını oturur izler. Sokaklar güvensizleştirilir, milletin devlete inancı sarsılır ve sonunda da istenen hedefe ulaşılır. Ama burası Türkiye Cumhuriyeti. Binlerce yıllık tarihi olan büyük bir milletin devleti... Bu operasyonlar gelir duvara çarpar.
AHBAP çavuş ilişkilerinde olduğu gibi, sonra birbirini satışlar başlar. Operasyon sahipleri ise yeni aparatlarını aramaya başlamıştır. Aparatların durumu onları hiç ilgilendirmez. Şimdi ki gibi...
1980'li yılların sonunda Bitlis'in Mutki ilçesine bağlı Koyunlu köyü sakinlerinin tamamı İstanbul'a göç etmiştir. ...
Sularımız kirleniyor, kıyılarımıza plastik atıklar vurmaya...Özellikle sıvı alımı veya gıda için kul...
15 Temmuz saldırısının 10'uncu yıldönümündeyiz.Dost site Haber365'teki
İsrail'deki Netanyahu yönetiminin, kabinede kabul ettikleri sözde Ermeni Soykırımı tasarısını geri çektiği ...
Kitabın ortasından konuşalım: Yazılarını kendi kaleme alıyorsa Özgür Özel'in kendisini, danışmanları kaleme alıyor...